26 Mayıs 2015 Salı
Hakka adanmamış bir hayat yaşanmaya değmez!
Sokrates, ''Sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değmez'' derken, aslında hayatın varoluşunun nedenini de arıyordu. Bu dünya neden var, biz insanlar neden var olduk ve ne yapmak için buradayız. Eminim birçok insan bunu birçok kez düşünmüş, birçok yorumlarda gelmiştir. Tasavvufi yorumlardan tutalım da modern felsefeye kadar asırlardır, felsefenin ve inancın merkezinde bu soru dönüp dolaşıyor. Varoluşçular ve nihilistler varlığın amacını araştırırken, kimi zaman amacı olmak zorunda değil kimi zaman da amaç varoluşdan sonra gelir ve amacı insanoğlu belirler şeklinde çıkarımlara ulaşmışlardır. Elbette kadere teslimiyete bir başkaldırı olarak insanoğlunun fikirlerinde bu düşünceler olgunlaşmıştır ve birçok noktada haklıdırlarda. Fakat Kuran bu tartışmaya en net cevabı veriyor kanımca. Hakka adanmamış bir hayat yaşanmaya değmez, varlığımızın amacı hakk kavramını aramak, idrak etmek ve uğrunda mücadele etmektir.
Hakk yüce yaratıcının niteliklerinden bir tanesidir. Anlamı varlığı hiç değişmeyen, yok olmayan ve şüphesiz gerçek demektir.
Hacc Suresi 6.ayet: Bu böyledir, çünkü Allah hakkın ta kendisidir. Şüphesiz O ölüleri diriltir ve O her şeye hakkıyla kâdir olandır.
O bu niteliği kendisinin üzerine alırken bu niteliğe çok büyük bir anlam ve önem de yüklemiştir. Çünkü hakk kavramının karşısında olmak , Tanrı'nın karşısında olmaktır. Hakk kavramı en kısa anlatımıyla ''şüphesiz gerçek'' demektir. Yaratıcının evrene ve insana egemen kıldığı tüm güçler ve bunların bilimsel yollarla ortaya çıkarılan matematik ifadeleri hakk kavramının içerisindedir. Çünkü o evreni de hakk kavramı üzerine yaratmıştır.
Enam Suresi 73.ayet: Gökleri ve yeri hakk ile yaratan da O'dur. "Ol!" dediği gün, hemen oluverir. Sözü haktır O'nun. Sûra üfleneceği gün de mülk ve yönetim O'nundur. Âlim'dir, görünmeyeni de görüneni de bilen O'dur. O'dur Hakîm, O'dur Habîr.
Kimbilir belki de burada ifade edilen El-Hakk kavramı, evrenin başlangıcında meydana gelen olayın yani ''Büyük Patlama''nın Kuransal terminolojideki ifadesidir. El-Hakk ile başlayan evren yine Kuran'a göre El-Hakka ile bitecektir.
Varlığımızın amacı ve varoluşumuzun aynı zamanda aracı olan Hakk kavramına yani gerçeğe insanların yaklaşımı nasıl olmuştur sorusu ayrıca sorulmalıdır. Ben bu konuda beş farklı davranış saptadım.
1-Hakka kör yani duyarsız olanlar
2-Hakkı bilen ama gizleyenler
3-Hakkı batıl ile yani gerçeği yalanlar ile manipule ederek gerçek algısını bozanlar
4-Hakkın peşinde olan, merak edenler
5-Hakkı elde edip, paylaşan ve bu uğurda bedel ödeyenler
- Bu kesimlere örnek vermek gerekirse sürüleşmiş halk yığınları gerçeğe karşı kör ve duyarsız olanlara en güzel örnektir. Bunlar gerçeğin ne olduğu ile hiç ilgilenmez çünkü sadece çıkarları vardır. Eğer gerçek çıkarlarına denk düşerse bir anlam ifade eder. Günümüz Türkiye'sinde yaşayan insanlar ne yazık ki bunların tipik türevleridir. Türk kentsoylusu da bu şekildedir. Servet ve gelirlerine dokunmadığı müddetçe gerçek onları ilgilendirmez. Hiç şüphesiz Akif'in hakka tapan milleti bu topraklarda yaşayan bu insanlar değildir. Ne acıdır ki Cumhuriyet'in getirdiği tüm medeni kazanımlara bu toplum sırtını dönmüştür. Nankörlük ifadesi olan biteni açıklamaya yetmez.
- Hakkı bilen ama gizleyenler ise şu anda Türkiye'de ki akademik dünyadır. Üniversitelerin bırakın bilim üretmesi, mevcut bilimsel gerçekleri bile savunması bu anlayışla imkansızdır. Nitekim eğitim sistemi yozlaşmış, akılcılıktan ve bilimsellikten uzak yöntemlerle yapboz tahtasına dönmüş durumdadır. Doğruyu söylemek isteyen ise akademik camiada itibar değil ne yazık ki yergi görmektedir. Türk aydını ise acınacak vaziyetdedir, bildiği gerçeklere ihanet edeni mi ararsınız yoksa hakka sırtını dönüp mevki ve makama kulluk edeni mi?
- Hakkı batıl ile manipule edenler ise bir kötülük topluluğudur daha doğru ifadeyle bir çetedir. Bunlar bir sac ayağıdır ki bir ayağı din adamları, diğeri siyasetçiler ve en sonuncusu medyadır. Bunlar en şerlisi ve en ağır cürümleri işleyen kesimdir. Çünkü algı operasyonları ile duyarsız kesimleri de mevcut trans durumlarında tutmaya devam edenlerdir.
- Hakkı merak edenler ise; Kuran'ı, aklı ve bilimi rehber edinen ve araştıranlardır. Onlar Kuran'da şöyle tanıtılır,
Ali İmran Suresi 190.Ayet Şu bir gerçek ki, göklerin ve yerin yaratılışında, geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, aklını ve gönlünü işletenler için çok ibretler vardır.
191. Aklı ve gönlü işletenler o kişilerdir ki, ayakta, otururken, yan yatarken hep Allah'ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler: "Ey Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Şanın yücedir senin. Ateş azabından koru bizi."
Bunlar gerçek bilim ve düşün adamlarıdır, idealleri için araştıran, merak eden, sorgulayan ve gözlemleyenlerdir. Kuran'da örnekleri İbrahim Peygamberdir. O modern bilimsel yöntemleri ilk uygulayan ve hakka ulaşan insandı. Yine ne yazık ki bu bilim adamlarını 1000 yıldır İslam Dünyası pek nadir yetiştirmektedir. Bu ışık beğensek de beğenmesek de batı uygarlığının ufuklarında parlamaktadır.
- Hakkı elde eden, paylaşan ve savunmak için bu uğurda bedel ödeyenler ise gerçekten pek azdır. Onlar en başta elçiler olmak üzere tarih boyunca gelmiş geçmiş yiğitlerdir. Kimi zaman köle ayaklanmasında baş çekerler, kimi zaman zalim firavunlara karşı hakkı ifade etmek için canlarından olurlar. Onlar Ali'dir, Hüseyin'dir, Ebu Hanife ve Ebu Zerr'dir, Hallac-ı Mansur'dur, Aydınlanma filozoflarıdır, çağımızın Ashab-ı Keyf'i olan Gezi Şehitleridir, Mustafa Kemal'dir, Yaşar Nuri'dir, toplumunu aydınlatmak için vakfedilen bir ömre karşılık, nankörlük gören, zulmedilen kişilerdir. Hepsinin ortak özelliği hakkı savunmak için zulme karşı bedeller ödemiş olmalarıdır. Ama yollarından dönmemiş, tarihin şerefli sayfalarına isimleri kazınmıştır. Elbette ilahi huzur da hakkı ortaya koymaya devam edecekler ve görevlerini bihakkın yerine getireceklerdir.
Gerçeğin peşinde olanlara, ortaya çıkaranlara, savunanlara ve bedel ödeyenlere her nerede ve hangi zaman diliminde olsalarda, Selam olsun!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder