Thomas Hobbes bir toplum sözleşmesi önermiş; bireysel ve toplumsal özgürlüklerden bir monark lehine vazgeçmeyi önermiştir. Jean Jacques Rousseau ise toplumsal özgürlükleri zedelemeyecek, halkın kendi kendi yönetmesi şeklinde oluşacak bir toplumsal sözleşme önermiştir. John Locke ise birey haklarının dikkate alınacağı daha liberal bir toplum sözleşmesi önermiştir. Zaten bu noktalarda ilk harekete geçen toplum ise Magnacarta'dan beri İngiliz toplumu olmuştur.
Sonuçta birçok filozof ve siyaset adamı insan topluluklarının yönetişimi için farklı yönetim modelleri sunmuş ve siyaset felsefesi hala bu soruna çare aramaktadır. Bütün hepsinin ortak noktası bir miktar özgürlüklerden feda ederek birlikte yaşamayı olananaklı kılacak aygıtları var edebilmektir.
Bir devlet'in vatandaşlarına sunması gereken üç temel nitelik vardır.
1-Güvenlik 2-Refah 3-Özgürlük
Güvenlik iç ve dış tehditlerden bireyin ve toplumun korunması, yaşam hakkının garantiye alınmasıdır. En temel ihtiyaç elbette insanın varlığını güven ile sürdürebilmesidir. Güvenlik kısıtlamaları ve özgürlük kimi noktalarda çelişse de çağdaş toplumlar bu ikisi arasındaki çelişkiyi, bireyin lehine büyük oranda çözmüşlerdir.
Refah ise toplumu oluşturan bireylerin asgari hayat standartlarının insani normlarda olmasıdır. Sadece satınalma gücü ile ölçülemiyecek kadar geniş bir kavramdır. Fırsat ve gelir dağılımı adaleti gibi kavramlarda refahın içinde olmak zorundadır.
Özgürlük ise kişiyi insan yapan, var olduğunun farkında olabilmesini sağlayan olgudur. Özgürlük olmadan güven duygusu ve refahın tabana yayılması gerçekleşemez. Bireysel ve toplumsal özgürlükler, bu nedenden ötürü toplumlarda var olabilmesi için anayasal güvence altına alınmıştır.
Bu üçünü bir arada birbirleri ile çelişmeden yaşatabilecek olan ise ''Adalet''dir.
Ülkemiz ise ne yazık ki bu üç olgu açısından da dünya sıralamalarında çok arkalardadır. Örneğin, bu ülke vatandaşı olan birinin kendini güvende hissetmesi mümkün müdür? Çok acı ama ülkemizde yasalardan çekinen ve suçtan uzak duran kitle namuslu vatandaşlardır. Namus olgusunu kenara atmış, bireysel çıkarını kollayan kişilerin ise yasalardan ne çekincesi vardır, ne de korkusu. Toplumsal ahlağın çöktüğü, namus ve haysiyetin artık 19.yüzyıl kavramları olarak kabul edildiği yozlaşmış bir toplum haline gelmiş durumdayız. Adaletin işlemediği veya geç işlediği, toplumsal hak ve hukukun hiçe sayıldığı bir ülke haline gelmemizden ötürü bu noktaya gelmiş durumdayız. Bunda en büyük katkının küreselleşme sürecinde toplumumuzun bireyciliği ön plana alması, konformist (uydumcu), nemelazımcı anlayışın içselleştirilmesinden geldiğini düşünüyorum.
Adaletin işlemedeği bir yerde ne toplum medenileşebilir, ne ekonomi gelişebilir ne de refah ve güvenlik tabana yayılabilir. Bunlar olmaz ise o toplumu bir arada tutan devlet ayakta duramaz. Çünkü toplumu millet haline çeviren ve devleti ayakta tutmaya iten olgular; güvenlik, refah ve özgürlüktür.
Son söz: Adalet mülkün (devletin) temelidir.






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder